
BETON ÇOCUKLAR
Aslında bu başlığa bakınca beton çocuklar derken ne kastedildiği tam olarak anlaşılmıyor. Beton çocuklar derken betonların arasında yaşamaktan betonlaşan yani katılaşan çocuklardan bahsediyorum. Peki, bu ne demek oluyor?
İçinde bulunduğumuz son yirmi yılda çocuklarımızın oyun alanları oldukça değişti. Sokak aralarında top oynayarak büyüyen çocukların yerini; tablet ve telefonlarda sanal dünyalara yolculuk yapan çocuklar aldı. Teknolojinin yararlı olduğunu kabul etmek gerekir fakat uygun kullanıldığında. Oynanan oyunların içeriği, yaşa ve gelişime uygunluğu tam anlamıyla bir tartışma konusu. Tam da bu noktada şu soruları sormamız gerekiyor: Bu oyunlar nerede oynanıyor? Ne zaman oynanıyor? Yemek yerken, arabada yolculuk yaparken, sabah uyanınca akşam yatarken, uykuya dalarken… Evde, yolda, alışveriş merkezinde, misafirlikte, yatakta ve koltukta. İnternet ve elektrik bulunan neredeyse her yerde.
Evde ekran başında fazla zaman geçirmenin birçok zararı olduğunu artık hepimiz biliyor ve kabul ediyoruz. Bu sorunlardan biri de hareketsizliktir. Çocuğun gelişim çağında ekran karşısında geçirdiği uzun ve hareketsiz zamanlar büyümesini ve gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Fiziksel gelişimi desteklemeyen bu yaşam şekli çocukların eklem sağlığını riske atan bir ortam yaratır. Obezite gibi birçok metabolik sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu nedenle en hızlı şekilde bu yaşam şeklini düzenlememiz gerekir. Fakat pandemi süreci bizleri bu düzenleme için oldukça kısıtlamaktadır.
Pandemi nedeniyle iyice eve kapandığımız bu süreç gelecek neslin normlarını ve yaşam şeklini tamamen değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. Kirlenmek güzeldir derken dezenfektanlarla yaşadığımız bu süreçte çocuklarımız çok önemli bir ortamdan uzak kaldılar: Doğa’dan.
Doğa, çocuğun tüm gelişimini önemli oranda desteklemektedir. Doğa içinde zaman geçirmek üst bilişsel becerilerin gelişimine katkı sağlamaktadır. Fiziksel gelişiminin yanında sosyal duygusal gelişimini destekleyen doğa etkinlikleri çocuğun özgürlük hissini ortaya çıkararak kendine güveni artırmaktadır. Vücut farkındalığı oluşturur, uzamsal benlik algısı geliştirir. Bununla birlikte çocuğun sağlığını koruyan doğa solunum, dolaşım ve sindirim sistemlerini olumlu yönde etkiler. İç salgı bezlerinin salgılanmasını sağlayarak büyüme ve gelişmeyi destekler. Kas ve kemik gelişimi için ne kadar gerekli olduğunu belirtmiyorum bile.
Çevre bilinci oluşmasını ve doğayı koruma farkındalığını sağlayan doğa içinde etkinlikler çocuğun, yaşam döngüsünü anlamasına katkı sağlamaktadır. Yaşayarak, deneyimleyerek öğrenme için en uygun ortam olan doğa, sembolik düşünceyi geliştirerek çocuğun sanatsal ve yaratıcılık becerilerini arttırır.
Doğanın gelişim üzerine etkileri göz önüne alınarak birçok alternatif eğitim modeli geliştirilmiştir. Bu alternatif eğitim modelleri alışılmış okul ve sınıf anlayışlarından farklı olarak planlanmaktadır. Bu modellerden biri de Waldorf yaklaşımıdır. Rudolf Steiner tarafından Almanya’da geliştirilen bu eğitim modelinde amaç çocukların doğayla bütünleşerek, deneyimleyerek gelişmesidir. Çocuğun sınıfı, doğa; öğrenme materyalleri ise, doğada bulunan her şeydir. Bu eğitim modelinde sosyal-duygusal, bilişsel, fiziksel ve dil gelişimleri bir dengeyle gelişir ve desteklenir. Burada gerçekleşen öğrenme oldukça kalıcıdır çünkü çocuk sürece tam anlamıyla dahil olmaktadır.
Waldorf yaklaşımında öncelikli amaç çocuğun ruhsal ve duygusal gelişimidir. Akademik bilgi öğretme amaç değil ortaya çıkan bir sonuç olarak karşımıza çıkar. Bilgi öğretme kaygısı bulunmayan öğretmen, bir rehber olarak çocuğun potansiyelinin farkına varmasında rol oynamaktadır. Son günlerde yeniden gündemde olan bu yaklaşımı sergileyen birçok okul ve atölye mevcut. Bu okullar ve atölyeler ile çocuklar kısıtlı bir zaman aralığında da olsa doğa ile buluşuyorlar.
Doğanın öğreticiliğiyle yetişen çocuklar gelecek için bize umut veriyor. Haydi siz de planınızı yapın ve en yakınızdaki ağaca sarılmak için evden çıkın!
Etiket:alternatif eğitim, doğa, Eğitim, fiziksel gelişim, obezite, pandemi



